X

Dijitalleşme hayatımızın her alanını dönüştürüyor. Ancak bu dönüşüm sadece makinelerle değil, insanla ve toplumla birlikte gerçekleşiyor. Bugün artık sadece teknolojiyi değil, teknolojiyi sürdürülebilirlik perspektifinde kimin için ve nasıl kullandığımızı da sorguluyoruz. Bu sorgulamanın merkezinde belli bir süredir Endüstri 5.0-Toplum 5.0 (ET5) kavramı da yer alıyor.

Bu ayki yazımızı ET5’in gayrimenkul sektöründeki olası etkilerine ayırdık. Dijitalleşmenin sürdürülebilirlikle yan yana geldiği bu yükselen kavramın ne olduğunu, milyonlarca insanın barındığı, çalıştığı ve yatırım yaptığı gayrimenkul sektörünü nasıl etkilediğini ve Türkiye’nin bu dönüşümün neresinde olduğunu gelin kısaca gözden geçirelim.

Sanayileşme, Dijital Teknolojiler ve Toplum

Sanayi devrimlerinin tarihi insanlık tarihinde kısa bir zaman dilimini kapsasa da, etkileri dünyayı başka bir yer haline getirdi. 1829’da George Stephenson’un “Roketi” buharlı trenlerin gücünü kanıtlamış ve sanayi devriminin simgesi olmuştu (bkz. Resim 1). Bugünün sembolleri ise insansı robotlar (bkz. Resim 1), yapay zekâ sistemleri ve birbirine bağlı akıllı makineler. Artık bu noktadan sonra konuşulacak belki de tek konu yapay zeka ve robotların yükselişinin nerede biteceği olabilir. Zira dijital teknolojinin olmadığı bir toplum artık tahayyül sınırları içinde görünmüyor.

COVID-19 küresel salgını, yıkıcı (disruptive) dijital teknolojilerin toplumun işleyişindeki kritik rolünü net biçimde ortaya koydu. Nesnelerin İnterneti (IoT) ve yapay zekâ, uzaktan çalışma, çevrim içi eğitim, sağlık sistemlerinin yükünü hafifletme ve hayat kurtaran bilgilere erişim gibi alanlarda günlük yaşamın ayrılmaz parçası hâline geldi. Konum verisi uygulamaları, virüsün yayılımının izlenmesini sağlarken; çevrim içi alışveriş ve yemek teslimatı platformları temel ihtiyaçlara erişimi kolaylaştırdı. Bu örnekler, teknolojinin bir yandan kriz dönemlerinde sağlayabileceği dayanıklılığı, bir yandan da dijitalleşmenin toplumsal yaşamla iç içe olduğu gerçeğini ortaya koyuyor*.

Şekil 1. Stephenson’un Roketi ve İnsansı Robot

Kaynak: Manchester Museum of Science and Industry** & BBC Science Focus***

Endüstri 5.0

Endüstri 4.0 ile makineler konuştu, sistemler birbirine bağlandı ve otomasyon hız kazandı. Ancak bu süreç, akışın merkezine insanı ve doğayı yeterince alamadı. İşte Endüstri 5.0, bu eksik halkayı tamamlıyor. İnsan ile teknolojinin işbirliğini geliştirmeyi amaçlıyor. Yapay zekâ, robotik ve büyük veri gibi teknolojilerin, insan yaratıcılığı ile birlikte ve daha da önemlisi sürdürülebilirlik odağında çalıştığı yeni bir dönemden bahsediyoruz.

Endüstri 4.0 (4. Sanayi Devrimi) ilk kez 2011 yılında Almanya’daki Hannover Fuarı’nda gündeme geldi. Almanya’nın yüksek teknoloji stratejisini ifade etmek için kullanılan bu kavram, aradan geçen kısa zaman içinde küresel bir kabul gördü. Her ülke kendi Endüstri 4.0 stratejisini açıkladı. Endüstri 4.0’ın hayatımıza girmesinin ardından 10 yıl geçtikten sonra, Avrupa Komisyonu yeni hedefin artık Endüstri 5.0 olduğunu açıkladı. Arkadaşına doğum gününde plak hediye eden kuşağın üyeleri için, aynı anda iki teknoloji çağını yaşamak doğrusu biraz kafa karıştırıcı. Ancak iki teknoloji devrimi arasında önemli farklılıkların olduğu söyleniyor. Temel ayrımlar­dan biri Endüstri 4.0 teknoloji odaklı iken, Endüstri 5.0’ın değer odaklı olması. Yani Endüstri 5.0’daki teknoloji çerçevesi Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’nda çizilen çevresel ve sosyal amaçlara ula­şılmasını kolaylaştırabilir****.

Toplum 5.0

Endüstri 5.0, yapay zekâ ve robotik teknolojileriyle beraber insan yaratıcı gücünün iş birliğine de odaklanıyor. Yani makineler ve insanlar birbirinin yerini almaktan ziyade, birlikte uyumla çalışarak daha verimli, sürdürülebilir ve insana dokunan çözümler üretiyor. Toplum 5.0 ise bu teknolojik gelişmeleri sosyal hayata entegre eden, insan ihtiyaçlarını merkezine alan bir vizyonu tanımlıyor. Toplum 5.0, yaşlanan nüfus, şehirleşme ve çevresel krizler gibi çağımızın sosyal sorunlarına, dijital teknolojilerle çözümler üretmeyi hedefliyor. Siber ve fiziksel dünyayı birleştiren Toplum 5.0, sadece teknolojiyi değil; insanların yaşam kalitesini artırmayı önceliyor.

Toplum 5.0, teknolojiyi sadece üretim için değil, insan yaşam kalitesini artırmak için kullanan bir sosyal dönüşüm projesi. Bu kavram ilk kez Japonya tarafından “süper akıllı toplum” vizyonu ile dünyaya sunuldu. Buna göre teknoloji artık sadece fabrikalarda değil; evlerimizde, şehirlerimizde, hizmetlerde ve kamusal alanlarda daha iyi bir yaşam inşa etmek için var olmalıydı. Toplum 5.0. insan-toplum odaklı bir dijital dönüşümü gündeme getiriyor. Doğrusu sürdürülebilirlik krizinin Trumph sonrası evresinde en fazla ihtiyaç duyulan şey de tam olarak bu.

Endüstri 5.0’ın Gayrimenkul Sektörindeki İnsan-Teknoloji İş Birliği Vizyonu

Gayrimenkul sektörü, ET5 dönüşümünün en somut şekilde hissedileceği sektörlerin başında geliyor. Çünkü yaşadığımız binalar, çalıştığımız ofisler, alışveriş yaptığımız merkezler ve içinde bulunduğumuz şehirler doğrudan teknolojik ve toplumsal değişimle şekilleniyor. Türkiye’de bu dönüşüm henüz yaygın olmasa da, gelişmiş ülkelerde “akıllı bina” kavramı artık sıradanlaşmış durumda. Bu yapılarda ısıtma, aydınlatma, güvenlik gibi sistemler otomatik ve verimlilik ilkelerine uygun olarak çalışıyor. Ancak Endüstri 5.0 kapsamında bunu sadece bir başlangıç olarak görmek de mümkün. Yeni dönemde binaların yalnızca teknolojik olarak değil, aynı zamanda insan odaklı, sürdürülebilir ve toplumsal fayda üreten yapılar hâline gelmesi de bekleniyor. Bu dönüşüm, enerji verimliliği sağlayan pasif evlerden yaşlı ve engelli bireyler için erişilebilir tasarıma sahip toplu konutlara, yağmur suyu hasadı yapan ekolojik okullardan mahalleye sosyal hizmet sağlayan karma kullanım projelerine kadar geniş bir yelpazeyi kapsayabilir. Yenilenebilir enerjiyle kendi elektriğini üreten akıllı hastaneler, afet sonrası hızlı kurulabilen modüler yaşam alanları, kentsel ısıyı azaltan yeşil çatılar ve topluluk merkezleri içeren sosyal konut projeleri de bu yaklaşımın dikkat çeken örnekleri arasında yer alıyor.

ET5’in gayrimenkul dünyası için neden önemli olduğunu enerji verimliği açısından da ele alabiliriz. Bilindiği gibi, bina işletme süreçleri, özellikle enerji yönetimi alanında, günümüzde yapı sektöründe stratejik bir önem kazanıyor. Güncel veriler, binaların küresel nihai enerji tüketiminin yaklaşık üçte birini ve küresel elektrik talebinin ise %55’ini oluşturduğunu gösteriyor. Bu durum, enerji verimliliği ve sürdürülebilirlik odaklı uygulamaların, gayrimenkul sektöründe artık bir tercih değil, zorunluluk hâline geldiğini ortaya koyuyor*****. Bu nedenle modern yeşil bina yönetiminde enerji (ve su) verimliliğinin dijital araçlarla izlenmesi ve tüketimin sürdürülebilirlik önceliklerine göre de yönlendirilmesi artık olağan bir yaklaşım olarak görülüyor.

…Yazının devamı önümüzdeki ay yayınlanacaktır…

  • Share This :