Bulgular: Bu çalışma, 2003–2019 döneminde beş gelişmiş ülkedeki 234 ESG skoru olan GYO’yu kapsayan geniş bir veri seti kullanarak sosyal ve finansal performans arasındaki ilişkiyi incelemektedir. Analizlerde PVAR-Granger nedensellik modeli ve sabit etkiler panel veri yöntemi uygulanmıştır. Sonuçlar, yatırımcıların çevresel, sosyal ve yönetişim boyutlarını ayrı ayrı değerlendirdiğini ortaya koymaktadır. Çevresel yatırımlar yüksek maliyetleri nedeniyle sermayeyi tüketip piyasa getirilerini azaltırken, sosyal yatırımlar özellikle 2011 sonrası dönemde GYO’ların piyasa değerini artırmış, risklerini azaltmış ve rekabet avantajı sağlamıştır.
Çıkarımlar: Araştırma bulguları, ESG yatırımındaki farklı paydaşlar için önemli dersler sunmaktadır. Yatırımcılar açısından, özellikle 2011 sonrası dönemde sosyal yatırımlara (S) yönelen GYO’ların daha yüksek piyasa değeri ve daha düşük risk sunduğu görülmektedir; bu nedenle sosyal performans güçlü bir değerleme ölçütü haline gelmiştir. Düzenleyiciler için bulgular, çevresel yatırımların kısa vadede yüksek maliyet nedeniyle getirileri azaltabildiğini göstermekte, bu da çevresel projelerin sermaye yükünü hafifletecek teşvik ve destek mekanizmalarının önemine işaret etmektedir. Şirket yöneticileri açısından ise sosyal yatırımların yalnızca itibar değil, aynı zamanda doğrudan finansal getiri sağlayan stratejik bir araç olduğu ortaya çıkmakta; dolayısıyla sosyal performans, rekabet avantajı yaratacak bir unsur olarak değerlendirilmelidir.
** Erol, I., Unal, U., & Coskun, Y. (2023). ESG investing and the financial performance: a panel data analysis of developed REIT markets. Environmental Science and Pollution Research, 30(36), 85154-85169.
Bulgular: Bu çalışma, 2010–2019 döneminde Türkiye ve İstanbul, Ankara, İzmir’de, kırılgan sosyal grupların (KSG) konut erişilebilirliği sorununu incelemektedir. Çalışmada, konut maliyeti ve çeşitli gelir göstergeleri kullanılarak konut maliyeti-gelir (HCI) oranları, 12 ana ve 76 özel kriter çerçevesinde ülke/şehir düzeyinde konut erişilebilirliği analiz edilmiştir. Bu durum alt gelir grupları için konuta erişebilirlik krizi göstergesi olarak yorumlanabilir. Bulgular, Türkiye’de konutun genel olarak erişilebilir olmadığını ve düşük/dağılımı eşitsiz gelirin KSG için bu krizde önemli bir faktör olduğunu göstermektedir. Konuta (fiyatına) erişim güçlüğü sosyo-ekonomik ve demografik farklılıklardan kaynaklanmakta ve gelir ile mülkiyet eşitsizliklerine yol açmaktadır. Sosyal olarak hedeflenmiş HCI oranları, eğitim düzeyi, yaş, lokasyon, gelir dağılımı, istihdam durumu ve cinsiyet gibi kriterlere göre konut politikalarının daha etkili tasarlanmasını gündeme getirmektedir. Çalışma, düşük eğitimli gruplar, genç kuşaklar, bazı temel meslekler ve düşük gelirli sektörlerde çalışanlara odaklanılması gerektiğini vurgulamaktadır.
Çıkarımlar: Bu çalışma, Türkiye’de ve gelişmekte olan konut piyasalarında farklı sosyo-ekonomik düzeylerdeki toplumsal kesimlere yönelik HCI oranlarını üreten ve uygulayan ilk araştırmadır. Araştırma, Türkiye’de ve İstanbul, Ankara, İzmir megakentlerinde, kırılgan sosyal gruplar için konut erişilebilirliğinin ciddi şekilde sınırlı olduğunu gösteriyor. Gelir dağılımındaki eşitsizlik ve düşük gelir seviyeleri; gençler, düşük eğitimli kişiler ve bazı temel meslek grupları için konut krizini derinleştiriyor. Bu durum, sadece ekonomik değil, aynı zamanda sosyo-demografik farklılıkların bir yansıması olarak ortaya çıkıyor. Bulgular, konut politikalarının özellikle bu grupları hedeflemesi gerektiğini ve eğitim, yaş, gelir ve istihdam durumuna göre şekillendirilmesi gerektiğini ortaya koyuyor.
** Coskun, Y. (2023). Housing affordability crisis and vulnerable social groups in Turkey. Open House International, 48(2), 258-284.
Bulgular: Bu çalışmanın amacı, konut erişilebilirliğini etkileyen kısa ve uzun vadeli piyasa kaynaklı faktörleri analiz etmektir. Araştırma, gelişmekte olan bir piyasa (Türkiye) bağlamında devam eden konut erişilebilirliği krizine dikkat çekerken, aynı zamanda bu krize karşı kullanılabilecek bir ampirik araç seti sunmaktadır. 2007 Haziran-2017 Aralık dönemine ait Türkiye verileri kullanılarak, eşbütünleşme ve hata düzeltme modelleri, nedensellik testleri, varyans ayrıştırmaları ve etki-tepki fonksiyonlarıyla yapılan analizler, konut erişilebilirliği krizinin başlıca belirleyicilerinin kredi genişlemesi, kira ve inşaat maliyetleri olduğunu göstermektedir. Etkili konut erişilebilirliği indeksi ve konut fiyatı-gelir oranı gibi özel olarak geliştirilmiş göstergeler, kriz dinamiklerinin büyük ölçüde piyasa kaynaklı olduğunu ve dışsal/çevrimsel etkiler nedeniyle politika müdahalelerinin sınırlı kaldığını ortaya koymaktadır.
Çıkarımlar: Bulgular, konut erişilebilirliği sorununu çözmek için politika yapıcıların odaklanması gereken alanları ortaya koymaktadır: konut kirası (değer artışı göstergesi), konut kredisi hacmi ve inşaat maliyetleri. Ayrıca, neoliberal piyasa uygulamalarına aşırı bağımlılığın kriz üzerinde belirleyici olduğu ve daha etkin konut politikalarının geliştirilmesi gerektiği anlaşılmaktadır. Bu bağlamda, politika önlemleri hem kısa vadeli erişilebilirliği artırmaya hem de uzun vadede piyasa kaynaklı dengesizlikleri azaltmaya odaklanmalıdır.
** Coskun, Y. (2023). Housing affordability: an econometric framing for policy discussions. International Journal of Housing Markets and Analysis, 16(2), 374-407.
Bulgular: Bu çalışma, 2000–2016 dönemini kapsayan 24 OECD ülkesi panel verisi kullanarak, konut ve finansal servetin hanehalkı tüketim davranışı üzerindeki asimetrik etkisini incelemektedir. Analizde, finansal derinliği temsil eden Finansal Gelişim (FD) endeksi ve konut fiyatı-gelir oranı (HPI) kullanılarak eşik temelli bir ampirik çerçeve uygulanmıştır. Araştırmada test edilen başlıca hipotezler şunlardır:
Konut servetinin tüketim üzerindeki etkisi, finansal servetin etkisinden daha güçlüdür.
- Toplam servet etkisi balon dönemlerinde artar, balon sonrası dönemde azalır.
- Daha yüksek finansal gelişim seviyesi ve daha düşük konut erişilebilirliği, servet etkilerini güçlendirir.
- Artan servet etkileri, balon oluşumuna işaret eder.
Bulgular, konut servetinin genel olarak tüketim üzerinde finansal servete kıyasla daha güçlü bir pozitif etkiye sahip olduğunu göstermektedir. Ayrıca, konut ve finansal servetin tüketim üzerindeki etkisinin, finansal gelişim arttıkça ve konut erişilebilirliği azaldıkça güçlendiği gözlemlenmiştir. İnternet ve konut balonu dönemlerinde ise hem konut hem de borsa servetinin tüketim üzerindeki etkisi belirgin şekilde artmıştır.
Çıkarımlar: Konut erişilebilirliği ve finansal gelişim, hanehalkı tüketimini şekillendiren kritik faktörlerdir. Konut servetindeki değişimler, finansal servete kıyasla tüketim üzerinde daha güçlü ve doğrudan etkiler yaratırken, finansal gelişim düzeyinin yüksek olması ve konut erişilebilirliğinin azalması servet etkilerini güçlendirerek tüketim davranışlarını daha dalgalı hâle getirebilir. Balon dönemlerinde (örneğin dot-com ve konut balonu) hem konut hem de finansal servetin tüketim üzerindeki etkisinin arttığı gözlemlenmiştir. Bu bulgular, politika yapıcıların konut piyasasında istikrarı sağlamak, aşırı fiyat artışlarını ve balon risklerini sınırlamak için kira, konut kredisi hacmi ve inşaat maliyetleri üzerinde dengeleyici önlemler almasının önemini vurgulamaktadır. Ayrıca sürdürülebilir konut ve finansal piyasa politikaları, hanehalkı tüketiminde istikrarlı artışı destekleyerek ekonomik dalgalanmalara karşı tampon görevi görebilir.
** Coskun, E. A., Apergis, N., & Coskun, Y. (2022). Threshold effects of housing affordability and financial development on the house price‐consumption nexus. International Journal of Finance & Economics, 27(2), 1785-1806.
Bulgular: Bu çalışmada, 2006–2018 dönemi boyunca Türkiye konut piyasasında bir balon olup olmadığını incelenmiştir. Çalışma, irrasyonel balon teorisi çerçevesinde Pitros ve Arayici (Int J Hous Mark Anal 9(2):190-221, 2016. 10.1108/IJHMA-01-2015-0002) tarafından geliştirilen algoritmik balon modelini uygulamaktadır. Ampirik bulgular, Türk konut piyasasının 2013-2017 döneminde bir balon oluşumu içinde olduğunu, balonun zirve/son yılının 2017 olduğunu ve 2018’de balonun patladığını ortaya koymaktadır. Çalışmanın en önemli katkısı, irrasyonel balon teorisini temel alarak Türkiye için tarihsel bir konut balonu sürecini ilk kez belgelemesi ve 2006-2018 dönemine yönelik balon riskini değerlendirmek için algoritmik bir yaklaşımı uygulamasıdır. Ayrıca çalışmada geliştirilen bu modelin, politika yapıcıların konut balonlarını erken tespit etmelerine yardımcı olacak bir araç olarak kullanılabileceği öne sürülmektedir.
Çıkarımlar:
- Politika Yapıcılar için: Çalışmada geliştirilen algoritmik model, konut piyasasında erken uyarı mekanizması olarak kullanılabilir. Özellikle kredi genişlemesi ve fiyat artışlarının hızlı olduğu dönemlerde konut balonu risklerinin zamanında tespiti geliştirilen model çerçevesinde mümkün görünmektedir.
- Yatırımcılar için: 2013-2017 döneminde olduğu gibi balon süreçlerinde fiyatlar sürdürülebilir temellerden kopabilir. Bu nedenle fiyatların zirveye ulaştığı dönemlerde konut alımı konusunda dikkatli olunmalı ve fiyatlama patikalarını irdeleyen uzun vadeli yatırım stratejileri tercih edilmelidir.
- Sektör için: Balon riskinin ölçülmesi, gayrimenkul geliştirme ve finansman kararlarında daha temkinli hareket etmeyi zorunlu kılar. Geliştiriciler açısından, talebin gerçekçi olmayan fiyat beklentilerine dayanıp dayanmadığının ayırt edilmesi, yarım kalmış proje ve stok taşıma risklerini azaltabilir. Finansman tarafında ise, özellikle yüksek borçluluk dönemlerinde kredi maliyetleri ve geri ödeme kapasitesindeki bozulma ciddi kırılganlıklar yaratabilir. Bu nedenle kredi kurumları açısından, hem proje finansmanı hem de kredi tahsis süreçlerinde piyasa temellerine dayalı stres testleri ve senaryo analizleri uygulamak, ayrıca borçluların nakit akışı dayanıklılığını ölçerek ihtiyatlı borçlanma sınırları koymak kritik önem taşır. Bu yaklaşım, olası balon risklerinin bankacılık portföyüne yansıyabilecek temerrüt ve değer kaybı etkilerini sınırlamaya yardımcı olabilir.
** Coskun, Y., & Pitros, C. (2022). Is there a bubbly euphoria in the Turkish housing market?. Journal of Housing and the Built Environment, 37(4), 2013-2032.
Bulgular: Bu çalışmada, 2000–2016 dönemini kapsayan 25 ülkeye ait panel veriler kullanılarak, tüketimin konut fiyatları, hisse senedi fiyatları, gelir ve faiz oranlarına verdiği doğrusal olmayan tepkiler incelenmiştir. Çalışma, STAR ailesi modelleri ve yerel projeksiyonlara dayalı doğrusal olmayan etki-tepki fonksiyonlarının alternatif olarak kullanıldığı ilk araştırmadır. Çalışmada üç temel bulgu sunulmaktadır: (1) Tüketimin konut fiyatları, hisse senedi fiyatları, faiz oranları ve gelir değişkenlerine tepkileri tüm ülkelerde zamanla değişen ve asimetrik davranışlar sergilemektedir, (2) Konut serveti etkileri finansal servet etkilerine göre genellikle daha kalıcı ve çoğu ülkede daha büyüktür, (3) Zamanla değişen konut ve finansal servet etkileri, tüm ülkelerde genişleme dönemlerinde yüksek, durgunluk dönemlerinde ise düşüktür.
Çıkarımlar: Araştırma, tüketimin konut ve hisse senedi fiyatlarına, gelire ve faiz oranlarına verdiği tepkilerin zamanla değiştiğini ve asimetrik olduğunu gösteriyor. Konut serveti etkileri çoğu ülkede finansal servet etkilerinden daha kalıcı ve güçlü. Ayrıca, genişleme dönemlerinde bu etkiler artarken, durgunluk dönemlerinde azalıyor. Bu bulgular, ekonomik karar alıcılar ve yatırımcılar için, hem para hem de maliye politikalarının etkilerini değerlendirirken, piyasa dalgalanmalarının ve fiyat değişimlerinin zamanla değişen doğasının dikkate alınması gerektiğini ortaya koyuyor.
** Coskun, Y., Apergis, N., & Alp Coskun, E. (2022). Nonlinear responses of consumption to wealth, income, and interest rate shocks. Empirical Economics, 63(3), 1293-1335.
Bulgular: Bu çalışma, 1975:2 – 2012:2 döneminde ABD eyaletlerinde çok dönemli servet etkilerinin varlığını incelemektedir. Eyalet ve ülke genelinde yapılan analizler, konut servetinin finansal servete kıyasla özel tüketim üzerinde istatistiksel olarak daha anlamlı ve kalıcı bir etkiye sahip olduğunu ortaya koymaktadır. Ayrıca, eyalet düzeyinde konut ve finansal servet etkilerinin uzun vadeli zaman ufuklarında var olduğu ve ABD genelinde farklılık gösterdiği gözlemlenmiştir.
Çıkarımlar: Bulgular, konut ve finansal servet etkilerinin ABD eyaletleri arasında farklılık gösterdiğini ve bu farklılığın veri kapsamı (eyalet vs. ülke geneli) ve kullanılan yöntemlere bağlı olduğunu ortaya koymaktadır. Nedensellik testleri konut servetinin hem eyalet hem de ülke genelinde tüketim büyümesi üzerinde istatistiksel olarak daha anlamlı, kalıcı ve yaygın etkiler yarattığını göstermektedir. Bu nedenle, federal ve eyalet düzeyindeki ekonomik politikalar, ilgili eyaletin servet etkisinin kaynaklarına bağlı olarak tüketim, tasarruf ve ekonomik büyüme hedeflerini belirleyebilir. Örneğin, Hawaii, Utah ve Wyoming’de konut piyasası öncelik olmayabilirken, Pennsylvania’da hem konut hem de finansal araç sahipliği özellikle desteklenebilir. Dolayısıyla, ABD’de eyalet düzeyinde konut piyasası araçlarının stratejik olarak kullanımı, ekonomik büyümeyi ve tüketim istikrarını desteklemede kritik bir araç olarak öne çıkmaktadır.
**Coskun, Y.; Bouras, C.; Gupta, R.; Wohar, M.E. (2021) Multi-Horizon Financial and Housing Wealth Effects across the U.S. States. Sustainability, 13, 1341. https://doi.org/10.3390/su13031341
Bulgular: Bu çalışma, 2006–2017 dönemi ve alt dönemleri boyunca Türkiye genelinde ve İstanbul, Ankara ile İzmir’de konut erişilebilirliğini inceleyerek kapsamlı bir ampirik vaka çalışması sunmayı amaçlamaktadır. Araştırmada, ülke genelinde ve şehir düzeyinde farklı konut fiyatına dayalı erişilebilirlik endeksleri geliştirilmiştir. Geliştirilen modeller genel olarak paralel sonuçlar vermiştir: Türkiye’de ve İstanbul, Ankara, İzmir’de konut, en yüksek gelir grupları dışında erişilebilir değildir. Bulgular, makroekonomik istikrarsızlıkların yanı sıra dalgalı faiz oranları, kısa konut kredisi vadeleri, yoksulluk ve gelir/servet dağılımındaki eşitsizliklerin, özellikle metropol alanlarda (örneğin İstanbul) Türkiye’de konut erişilebilirliği krizinin başlıca nedenleri olduğunu ortaya koymaktadır.
Çıkarımlar: Düşük gelir gruplarında ve kentsel alanlarda konut sahipliğinin azalması, Türkiye’de konut eşitsizliğinin ve hanehalkı güvensizliğinin artabileceğine işaret etmektedir. Yüksek gelir gruplarının daha konunt sahipliğinin artışı ise; mevcut ekonomik ve sosyal eşitsizlikleri derinleştirerek farklı gelir grupları arasındaki sosyal gerilimi artırabilir. Bu nedenle, gelir/servet eşitsizliklerinin azaltılması ve uygun fiyatlı konut arzının artırılması, toplumsal denge ve güvenliği destekleyen öncelikli politikalar olarak öne çıkmaktadır.
** Coskun, Y. (2021). Measuring homeownership affordability in emergent market context: an exploratory analysis for Turkey. International Journal of Housing Markets and Analysis, 14(3), 446-480.
Bulgular: Net aktif değeri (NAD) iskontosu, ülkemiz GYO’larının önemli bir bölümünde uzun süredir devam eden bir sorundur. Sektörde önemli zayıflıklara ve potansiyel portföy yönetimi sorunlarına işaret etmektedir. Bu çalışmanın amacı, 2010/Q1-2018Q1 döneminde 18 GYO için rasyonel ve gürültücü yatırımcı yaklaşımları çerçevesinde NAV iskontosunun temel belirleyicilerini incelemektir.
Yazarlar tarafından geliştirilen bir veri setinin kullandığı bu çalışma, Türk GYO’ları için NAD temelli ilk fiyatlama araştırması olma özelliğini taşımaktadır. Çalışmada dengesiz panel veri seti üzerinden havuzlanmış OLS regresyonları uygulanmış ve kaldıraçlı ile kaldıraçsız NAD iskonto oranlarını içeren iki bağımlı değişken kullanılmıştır. Elde edilen bulgular, GYO’larda kaldıraçlı NAD iskontosunun finansal performans, kaldıraç, likidite, büyüklük, piyasa duyarlılığı, değerleme yanlılığı, ayrıca EPRA üyeliği ve portföy odaklılığı (örneğin perakende GYO’ları) ile açıklanabileceğini göstermektedir. Çalışmada, daha yüksek kaldıraç ve daha iyi finansal performansın daha düşük kaldıraçlı NAD iskontosu ile sonuçlandığı; makul değer muhasebesinin ise değerleme yanlılığı nedeniyle daha yüksek NAD iskontolarına yol açabileceği ileri sürülmektedir.
Çıkarımlar:
- Şirket yönetimleri için: Finansal performansın artırılması ve yüksek kaldıraç yönetiminin disiplinli tutulması, NAD iskontosunu azaltabilir.
- Portföy yöneticileri için: Likidite, büyüklük ve piyasa duyarlılığı gibi değişkenler GYO hisselerinin değerlemesinde kritik rol oynamaktadır. Bu faktörlerin dikkate alınması, iskontoya göre alım-satım fırsatları yaratabilir.
- Düzenleyici kurumlar için: Makul değer değer muhasebesi değerleme yanlılıklarını artırarak NAD iskontosunu büyütebilir; bu nedenle değerleme standartlarının şeffaflaştırılması ve EPRA gibi kurumlara üyeliklerin (ilgili standartlara uyumun) güçlendirilmesi önerilebilir.
- Yatırımcılar için: NAD iskontosu, her zaman kötü bir performans göstergesi olmayıp; doğru okunduğunda fırsat barındırabilir. Özellikle iyi finansal performans ve güçlü portföy odaklılığı olan GYO’lar, iskontolu işlem görseler bile uzun vadeli yatırım değeri taşıyabilir.
** Coskun, Y., Erol, I., & Morri, G. (2021). Why do Turkish REITs trade at discount to net asset value?. Empirical Economics, 60(5), 2227-2259.
Gil-Alana vd. (2020): BRICS Ülkelerinde Hisse Senetleri ve Gayrimenkul Hisseleri Nasıl Eşzamanlı Hareket Ediyor?
Bulgular: Bu çalışma, BRICS ülkelerinde gayrimenkul endeksleri ile hisse senedi endeksleri arasındaki bütünleşme ve ayrışmayı incelemekte ve “servet” ile “kredi” etkilerinin varlığını araştırmaktadır. İlişkinin analizi, zaman serilerinde fraksiyonel bütünleşme ve eşbütünleşme ile Granger nedensellik kavramlarını kullanan güncel teknikler üzerinden yapılmıştır. Bu yaklaşım, beş ülke arasında piyasa verimliliğini ve iki değişken arasında çift yönlü uzun dönem denge ilişkilerini incelemeyi mümkün kılmaktadır. Bulgular, tüm serilerin yüksek derecede kalıcılık gösterdiğini ve piyasaların etkin olabileceğini göstermektedir. Ancak, gayrimenkul ve hisse senedi endeksleri arasında uzun dönemli denge ilişkisine dair bir kanıt bulunamamıştır. Öte yandan, Güney Afrika’da nedensellik çift yönlüdür; dolayısıyla hem “servet etkisi” hem de “kredi etkisi” mevcuttur, oysa Hindistan ve Rusya’da yalnızca “kredi etkisi” belirlenmiştir.
Çıkarımlar: BRICS piyasalarında gayrimenkul ve hisse senedi endeksleri genel olarak yüksek kalıcılık gösterse de uzun dönemli denge ilişkisi sınırlıdır; bu durum, yatırımcıların bu piyasaları bağımsız olarak değerlendirmeleri gerektiğini göstermektedir. Güney Afrika örneğinde hem servet hem de kredi etkisi gözlemlenmesi, konut ve hisse piyasalarının tüketim ve kredi kanalları üzerinden ekonomik davranışları etkileyebileceğini ortaya koymaktadır. Hindistan ve Rusya’da yalnızca kredi etkisinin varlığı ise, finansal piyasalardaki likidite ve kredi koşullarının tüketim ve yatırım kararlarında daha belirleyici olduğunu göstermektedir. Bu bulgular, BRICS ülkelerinde piyasa bütünleşmesi ve politika etkilerinin ülke bazında farklılık gösterdiğini ve yatırım stratejilerinin ülke özelinde uyarlanması gerektiğini ima etmektedir.
** Gil-Alana, L.A., Yaya, O.S., Akinsomi, O.K. and Coşkun, Y. (2020). How do Stocks in BRICS co-move with Real Estate Stocks?. International Review of Economics & Finance. https://doi.org/10.1016/j.iref.2020.04.014
Bulgular: Son yıllarda bazı gelişen ülkelerde konut fiyatları önemli ölçüde artmıştır. Türkiye konut piyasası da son on yılda hızlı fiyat artışlarıyla bir yükseliş yaşamıştır. Bu çalışma, Türkiye’de konut balonunu analiz etmek için iki farklı konut fiyat endeksini kullanan ve iki farklı dönemi (2010:M1–2014:M12 ve 2007:M6–2014:M12) inceleyen ilk araştırmadır. Öncelikle konut fiyatlarının belirleyicilerini Bounds testi ile ele almış, ardından fiyat artışlarının temel ekonomik göstergelerle ne ölçüde uyumlu olduğunu OLS/FMOLS/DOLS, Kalman filtresi ve ARIMA modelleriyle incelemiştir. Bounds testi sonuçları, konut fiyat endeksleri ile kira, inşaat maliyetleri ve reel ipotek faiz oranları arasında uzun vadeli bir eşbütünleşme olduğunu göstermektedir. Bulgular, Türkiye konut piyasasında bazı dönemlerde aşırı değerlenme yaşandığını ancak balon oluşmadığını ortaya koymaktadır. Bu sonuçlar, konut fiyat dinamikleri ve riskleri açısından çeşitli çıkarımlar sunmaktadır. Ayrıca çalışma, Türkiye deneyimine dayanarak gelişen konut piyasaları için politika önerileri de sunmaktadır.
Çıkarımlar: Türkiye’de 2007–2014 döneminde konut fiyatlarındaki aşırı değerlenme aslında bir sonraki dönemde oluşacak balonun habercisiydi. Yatırımcılar, geliştiriciler, bankalar ve politika yapıcılar için bu bulgudaki kritik mesaj; konut piyasasındaki değerlenmenin yakından izlenmesi ve fiyatların temel göstergelerden sapma gösterme ölçüsüne göre tedbir alınması.
**Coskun, Y., Seven, U., Ertugrul, H. M., & Alp, A. (2020). Housing price dynamics and bubble risk: the case of Turkey. Housing Studies, 35(1), 50-86.
Bulgular: Bu çalışma, 5 Temmuz 2005 – 14 Ekim 2016 döneminde ABD, İngiltere, Fransa, Almanya, Japonya, Türkiye, Çin, Güney Kore, Güney Afrika ve Hindistan’ın günlük hisse senedi endeksleri ile beş önemli emtia (ham petrol, doğalgaz, platin, gümüş ve altın) fiyatları arasındaki şok iletim ve volatilite yayılma (STVS) etkilerini incelemek için VAR-BEKK GARCH modelini kullanmaktadır. Veri küresel finansal kriz öncesi, kriz ve kriz sonrası dönemlerini kapsamaktadır. Tüm dönem için, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerdeki temel eğilim, hisse senedi ve emtia getirileri arasında çift yönlü STVS etkilerinin görülmesidir. Ancak sonuçlar, emtialardan hisse senedi getirilerine tek yönlü STVS etkilerinin daha sınırlı olduğunu, buna karşılık hisse senedi getirilerinden emtia getirilerine tek yönlü STVS etkilerinin ise hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkelerde önemli olduğunu göstermektedir. Ayrıca, kriz ve kriz sonrası dönemlerde, tüm ülkelerde emtia ve hisse senedi piyasaları arasında anlamlı STVS etkilerinin kriz öncesi döneme göre daha fazla olduğu görülmüştür. Bu durum, merkez bankalarının kriz sonrası dönemdeki çabalarına rağmen, STVS etkilerinin hisse ve emtia piyasaları için yeni normal olduğunu göstermektedir.
Çıkarımlar: Hisse senedi ve emtia piyasaları arasındaki şok iletim ve volatilite yayılma (STVS) etkileri, günümüz piyasa dinamiklerinde yeni norm olarak değerlendirilmektedir ve yatırım kararları alınırken dikkate alınması gereken önemli bir faktördür. Pratik açıdan, bulgular, hisse ve emtia arasındaki kaynak tahsisi kararlarının, özellikle ilgili hisse/emtia piyasalarındaki STVS etkilerinin yönü ve küresel ekonomi döngülerinin analizi dikkate alınarak yapılması gerektiğini önermektedir. Yatırım stratejileri yalnızca tek bir piyasanın hareketine değil, piyasalar arası etkileşimlere ve dönemsel volatilite dalgalanmalarına göre tasarlanmalıdır.
**Vardar, G., Coşkun, Y., & Yelkenci, T. ( 2018 ). Shock transmission and volatility spillover in stock and commodity markets: Evidence from advanced and emerging markets. Eurasian Economic Review, 8(2), 231-288.
Bulgular: Bu çalışma, Temmuz 2008 – Mart 2015 döneminde Türk GYO’larının (T-REIT’ler) getiri artırımı dinamiklerini farklı açılardan incelemektedir. Bulgular, T-REIT portföylerinin yatırım ortaklıklarına kıyasla biraz daha düşük, ancak bankalara kıyasla daha yüksek düzeyde çeşitlendirme faydası sunduğunu göstermektedir. Ayrıca CAPM’den elde edilen bilgiler portföy yöneticileri ve yatırımcılar için yararlı olsa da, T-REIT getirilerindeki değişimi daha iyi açıklayan Fama-French modelinden sağlanan bilgilere de başvurulabileceği ortaya konulmaktadır. Çalışma, T-REIT’lerin varlık türlerinin çeşitlilik gösterdiğini; ağırlıklı olarak küçük ölçekli ve finansal açıdan kırılgan özellikler taşıdığını da ortaya koymaktadır. Son olarak, varlık türü ile getiri artışı/risk alma yapısı arasında olası bir ilişkiye işaret edilmektedir.
Çıkarımlar:
- Çeşitlendirme avantajı: T-REIT’ler, banka hisselerine kıyasla daha yüksek risk dağıtımı sağlayabilir ve portföye eklenmeleri istikrarlı getiri potansiyelini artırabilir.
- Model tercihi: Getiri analizinde CAPM’in yanı sıra Fama-French modeli de kullanılabilir.
- Varlık türünün performans etkisi: T-REIT’lerin hangi sektöre (ofis, konut, perakende vb.) odaklandığı, getiriler ve risk alma davranışı üzerinde doğrudan etkili olabilir.
** Coşkun, Y., Selcuk-Kestel, A. S., & Yilmaz, B. (2017). Diversification benefit and return performance of REITs using CAPM and Fama-French: Evidence from Turkey. Borsa Istanbul Review, 17(4), 199-215.
Bulgular: Bu çalışma, banka ve hisse senedi piyasalarının gelişiminin yükselen ekonomilerde gelir eşitsizliği ve yoksulluğu azaltıp azaltmadığını inceliyor. Çalışmada 1987–2011 dönemine ait veriler ve dinamik panel analizleri kullanıldı. Bulgular, finansal gelişmenin gelişen ekonomilerde ekonomik büyümeyi desteklediğini ancak düşük gelirli kesimlere doğrudan fayda sağlamadığını göstermektedir. Araştırma sonuçları, yoksulluğun azaltılmasında ne bankaların ne de hisse senedi piyasalarının kayda değer bir rol oynamadığını ortaya koyuyor. (Seven and Coskun, 2016).
Çıkarımlar: Gelişen ekonomilerde bankaların varlık büyüklüklerinin ve karlılıklarının artması, ya da borsaların likiditesinin ve piyasa büyüklüklerinin artması yoksulluğun azalmasını desteklemiyor. Kritik mesaj şu; finansal büyüme tek başına yoksulluğu azaltmaz; bunun için büyüyen kaynakların kapsayıcı biçimde dağıtılması ve düşük gelirli kesimlerin krediye, finansal ürünlere ve yatırım fırsatlarına erişiminin güçlendirilmesi gerekir.
**Seven, U., & Coskun, Y. (2016). Does financial development reduce income inequality and poverty? Evidence from emerging countries. Emerging Markets Review, 26, 34-63.
Bulgular: Son on yılda Türkiye’de konut finansmanı sisteminin ticarileşmesi (piyasalaşması) en yüksek düzeyine ulaşmış ve artık ‘yeni normal’ haline gelmiştir. Bu dönüşümde özel sektörün konut arzındaki girişimleri, Toplu Konut İdaresi’nin kamu/özel sektör ortaklıkları, hızla gelişen birincil ipotek piyasası, artan uluslararasılaşma ve kentsel dönüşüm önemli rol oynamıştır. Bu kitap bölümü, son 25 yılda Türkiye’nin konut finansmanı sisteminin ekonomik ve kurumsal ortamını incelemektedir. Çalışma, ticarileşmenin konutu ve özellikle konut finansmanını nasıl etkilediğini sorgulamaktadır. Üç alt dönem tanımlayarak, Türkiye konut piyasasında piyasa odaklı politikaların kökenlerini ve etkilerini ortaya koymakta ve 1980 sonrası konut politikalarının ve dinamiklerinin gelişimini belgelemeye çalışmaktadır. Çalışma, mevcut konut finansmanı tartışmalarına iki açıdan katkı sağlamaktadır. İlk olarak, Türkiye’de piyasa odaklılaşma süreci çerçevesinde devlet politikalarının ve piyasa temelli konut finansmanı uygulamalarının evrimini incelemektedir. İkinci olarak ise, Türkiye’de konut finansmanı sistemindeki sorunları ve eğilimleri öne çıkararak olası gelecekteki gelişmeler konusunda bir perspektif sunmaktadır.
Çıkarımlar:
- Piyasa odaklılaşma Türkiye’de konut finansmanını büyüttü, ancak sürdürülebilirliği zayıf bir temele oturttu.
- Kamu-özel işbirlikleri ve TOKİ’nin rolü, konut arzını hızla artırırken, konutun sosyal bir hak değil, bir yatırım aracı olarak görülmesine yol açtı.
- Birincil ipotek piyasasının genişlemesi kısa vadede finansmana erişimi kolaylaştırdı; fakat yüksek faiz, gelir dengesizlikleri ve borç yükü hanehalklarını kırılgan hale getirdi.
- Konut piyasasının uluslararasılaşma ve kentsel dönüşüm yeni sermaye girişleri sağladı, ancak bu süreçler sosyal adalet ve erişilebilirlik sorunlarını da derinleştirdi.
- Genel tablo, sistemin “iyi” yönlerinin (büyüme, çeşitlilik, uluslararası entegrasyon) yanında “kötü” ve “çirkin” taraflarının (erişilebilirlik krizi, aşırı borçlanma, sosyal konut eksikliği) baskın hale geldiğini gösteriyor.
** Coşkun, Y. (2016). Housing finance in Turkey over the last 25 years: good, bad or ugly?. Milestones in European housing finance, 393-411.
