X

Yakın tarihimizdeki bu tatsız hikâyeler tasarrufları ve serveti finansal sistemin içerisinde tutma konusunda çekince yaratıyor.Bu hikâyeler nesiller boyu anlatılarak gayrimenkulün ve yastık altı altının cazibesini artırıyor. Tasarruf sahiplerinin bu mağduriyetleri 1960’lardan günümüze değişik şekillerde yaşanmış olsa da tüm hikâyelerin iki ortak noktası var: İlki devletin vatandaşların tasarruflarını kamu finansman kaynağına dönüştürme hevesi. İkincisiyse uzun süren yüksek enflasyonlar nedeniyle reel getiri arayışında olan tasarrufçuların finansal sistem içindeki veya dışındaki arayışlarının tamamen denetimsiz bırakılması. 

Geçtiğimiz yıllarda da enflasyon yükselirken faizlerin düşürülmesi ve Türk lirasının tasarruf aracı olmaktan uzaklaşması gibi deneyimler yaşandı. Ancak neyse ki uzun süredir tasarruflar kamu finansman aracı olarak görülmüyor ve finans siteminin içindeki ve dışındaki ürünlerin denetimi çok daha sıkı yapılıyor.

Yakın tarihimizde kötü örnekler çok olsa da devletin denetleme görevini yerine getirip finansal sistemdeki tasarrufları desteklemek için elini taşın altına koyduğu uygulamalar da bulunmakta. Bireysel emeklilik sistemi gibi devletin hem uzun vadeli tasarrufları desteklediği hem denetimini hakkıyla yaptığı uygulamalar zaman içinde servetlerin finansal sistem içindeki ağırlığını artıracaktır. Enflasyonla mücadelenin ciddiyetle sürdürülmesi ve tek haneli seviyelere gerilemesi halinde Türk lirasına güvenin de tekrar sağlanması beklenir. Umarım hepsi gerçekleşir ve UBS’nin önümüzdeki yıllarda yayınlayacağı raporlarda ortalama servetimiz artarken gini katsayımız da azalır.

 

  • Share This :